İnsan yönetimi nedir ki?
“Çalıştığınız zaman akıp giden saatlerin fısıltılarını içinde müziğe dönüştüren bir 'ney'e benzersiniz. Yeryüzünde her şey belli bir uyum içinde şarkı söylerken hangi biriniz çıkıp da sağır ve dilsiz bir kamış parçası gibi sessiz
kalabilir?..
İşinize sevgiyle değil de isteksizlikle sarılmışsanız o zaman işinizi bırakın ve cami kapısının önüne oturup, sevgiyle çalışanların önünüze atacakları sadakaları toplayarak geçinin daha iyi…”
Bu cümlelerin sahibi Lübnanlı Halil Cibran 1931'de New York'ta küçük bir çatı katında yoksulluktan ve hastalıklardan ölür. Ancak fikirleri XX.
yy'ın ikinci yarısında Batı dünyasının en çok sözünü ettiği şair ve
düşünürlerden biri olmasını sağlar. Fikirleri doğduğu ülkede işçileri, öğrencileri, aydınları da etkiler ve eserleri hem yasaklanır hem de meydanlara yığılarak yakılır.
Cibran 'insanoğlu'nu ve onun 'insan'lığını en yüce doğa olayı olarak ele alır. İnsanlara eziyet edenleri, sömürenleri, aldatanları şiddetle kınar. Sömürülenlere acıma duygusuyla da yaklaşmaz. “Eğer başınıza bir despot geçmişse bunun sorumlusu sizlersiniz” der.
Cibran için insanoğlu bir bütün olarak yüce bir yaratıktır. Duygu, düşünce ve davranışlarıyla 'doğa'nın sunacağı nimetlerin en iyisine layıktır. Cibran'ın sevgi anlayışı da farklıdır. Sevginin tek hedefinin 'kendi kendine yetmek' olduğunu söyler.
Cibran'ın sözleri, bir şirkette içinde 'insan' geçen tek birimin yöneticileri olarak bizlere
önemli mesajlar veriyor. 'İnsan'ların ve bu insanların 'insanca çalışmalarının'
sorumluluklarını yüklüyor. Belki de işimizi yaparken pek çoğumuzun aklına, öncelikle neden, kimden ya da kimlerden sorumlu olduğumuz geliyor. Çalışanların mı, işverenlerin mi yoksa devletin haklarından mı sorumluyuz?
'Çalışan' çoktan 'birey' oldu, kariyerinin dizginlerini ele alıp özgürlüğünü ilan etti. Mavi ve beyaz yakalı arasındaki 'işe entelektüel katkı' farkı arasındaki uçurum hızla daralıyor.
işveren 'özgürleşen yeteneği' bulmak ve elde tutmak için en uygun yönetim modeli,
çalışma sistemi, eğitim çeşidi, ücret paketi vs için hiçbir masraftan kaçınmıyor. Devlet AB'nin istediği 'iş gören-işveren ilişkileri'ni uygulamak için düzenlemeler yapıyor, belki de en çok arada kalan oluyor.
'Makro' tanımlamalarla ortaya koyduğumuz durumun odağında ise; işveren, iş gören,
sistemin işleyişini sağlayan kuralları koyanlar olarak 'mikro' insan var. Sorumluluğumuzun ne olduğu sorusuna dönersek, insan yönetiminin teslim edildiği kişiler olarak bizim payımıza 'vicdanımızın yönetimi' düşüyor.
Cibran, “içinizdeki iyiden söz edebilirim ama kötüden söz edemem. Çünkü kötü, kendi açlığı ve susuzluğu nedeniyle işkence çeken iyiden başka nedir ki?” diyor.
İnsan yönetimi de aslında içinizdeki 'iyi'yi yönetmekten başka nedir ki?
Saygılarımla
Yiğit Oğuz Duman
PERYÖN
Yönetim Kurulu Başkanı |
 |